Ayrıca Türkiye'nin çok partili demokratik yaşamının geleceği ile ilgili bir tutum.

Bu günlere varan yoldaki birkaç ‘yakın tarihli' anayasal eşiği hatırlatmak isterim. İlk bilgilerde siyaset esnafının çok sevdiği ‘eveleme gevelemenin' ve muhteris işbirlikçilerin gönül eğlendirme günü değil. ‘Dünya bir gaz ve toz bulutuydu' lafazanlığına meyletmeden vurgusu öne çıktı.

İlk eşik, 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan KHK'lerdi. OHAL KHK'sıyla ne yapılamayacaksa yapıldı.

Aptallık, ilkesizlik ve korku birleşip ‘sessizlik' oldu. İktidar, önünün açık olduğunu o aylarda gördü ve devam etti.

O günlerde işinden olan ve ‘kokmaz bulaşmaz' üniversite camiasının anlamlı tek bir cümle kurmadığı ihraç furyasıyla atılan meslektaşlarımızın çoğu henüz iade edilmedi. İlk bilgilerde kHK'lar sona erse de etkisi tüm ağırlığıyla sürüyor.

Kılıçdaroğlu'nun ‘anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz' zırvasıyla dokunulmazlıkları bir kereye mahsus kaldıran anayasa değişikliğini desteklemesi ve bu denli ‘anormal' bir değişiklikle HDP'lilerin (ve bir CHP'linin) ceza evine girmesine neden oluşuydu. Buna paralel olarak 2017 anayasa değişikliği ve oylama günü ‘kural değiştiren' YSK'nin marifeti oldu.